BEGINNER
ELEMENTARY
  •  
INTERMEDIATE
  •  
UPPER INTERMEDIATE
  •  
Ders Konuları

Unit 2 - Lesson 3 - Spending a Day

I don't like lions very much. I think they are scary.

 

 

Bu ünitede şimdiki zamanı ifade etmeyi öğreneceğiz. Şimdiki zaman ile şu anda devam etmekte olan eylemleri anlatırız. Bu konuya İngilizce'de "Present Continuous Tense" denir.
 
I am sitting in the classroom now. The teacher is writing a story on the board. A student is drawing a picture. One of my friends is erasing his notebook. Ali is solving the exercises in his book.
 
Daha önce "am, is, are" kelimelerini görmüştük. Şimdi verdiğimiz örneklerde bu sözcüklerden sonra sonuna "-ing" eklenmiş fiiller geldiğini görüyoruz. Anlamlarını kavramaya çalışalım.
Two girls are playing on the seesaw.
A baby is playing with a ball.
Sammy and Zoe are riding their bicycles.
My brother is sliding.
My sister is running. She is very tired.
 
Burada verdiğimiz örneklerin hepsinde şu anda devam eden aktiviteler anlatılıyor. Türkçe'de buna "şimdiki zaman" diyoruz.
It is 9 o'clock.
I am writing a letter.
My mother is cooking.
My father is watching TV.
My grandmother is reading the newspaper.
My grandfather is talking to my aunt.
What are you doing?
 
"am, is, are" sözcüklerine yardımcı fiil denir.  Soru sormak için cümlede "am, is, are" dan hangisi kullanılmışsa, onu başa alırız.
Are you listening to music?
Are you drawing a picture?
Are they talking or playing a game?
Is he running?
 
Olumsuz yapmak için de, daha önce de yaptığımız gibi "am, is, are" yerine "am not, isn't, aren't" kullanırız.
-Is John coming out to play?
-No, he isn't coming out today. He is studying.
-Is he studying for an exam?
-Yes he is.
 
-Are you playing football or basketball?
-We aren't playing football or basketball, we are playing volleyball.

 

John and Jack aren't playing with other kids. They are sitting on the bench.

 

I don't watch horse races because they are boring.
The young lady near the camera is the interviewer. She talks to the guests.

I'm at a golf tournament now. I can see the player. The player is standing on the field and looking at the hole. There are photographers on the field. They are taking photographs of the audience. Other players are waiting for their turns.

 

Meg can't decide what to do about the picnic. She is worried.

 

invite the guests
plan the picnic
arrange transportation
buy plastic plates and forks
do the decorations
decide the rules

If you put a glass of water in the refrigerator, it will freeze.
If you heat ice, it melts.
If you heat water too much, it boils.
Burada kullandığımız "if" sözcüğü, "eğer" manasına gelir. İngilizce konuşurken veya yazarken, diğer bağlaçlar gibi, İki cümleyi birbirine "if" kelimeciği ile bağlayabiliriz. Böylece, "if" ile başladığımız cümlecik, diğer cümleciğin (ana cümleciğin) koşulu haline gelmiş olur.

If you feel hot, turn on the air condition.
"If you feel hot" koşul cümlesi,
"turn on the air condition" koşula bağlı olan ana cümlecik.

"If" sözcüğüyle başlayan cümleciğe "if clause" denir. If sözcüğünün kullanımını işleyen bu gramer konusuna adına genel olarak "if clauses" deriz.

 

 

Kısacası, if bir ihtimal söylenir ve bu ihtimal diğer cümleciğin koşulu olur.
If cümleciği de, diğer cümlecik de başa alınabilir.
 
If you want to be healthy don't eat so much sweets.
You must have a ball if you want to play volleyball.
Bring your bicycle if you come to the picnic.
You can meet my teammates if you come to the match.
If you don't want to get fat, do sports.

I don't like shopping very much because it is tiring. I get tired in supermarkets and malls.
 

There is a woman and a man in a uniform in the picture. The man is writing something.

 

İngilizce'de bazı nesneler "sayılabilir", bazıları da "sayılamaz" olarak gruplanmıştır. Sayılabilen nesneler çoğul yapılabilir, miktarları sayılar ile belirtilebilir. Sayılamayan nesnelerin miktarını ise daha farklı yöntemler ile belirtiriz.

Sayamadığımız şeylerin miktarını belirtmek için paketlerinden veya ağırlıklarından yararlanabiliriz.
a bag of sugar
a box of chocolate
two packets of butter
three liters of orange juice

Belgesiz miktar belirteçleri, yani kesin olarak miktarı belirtmeyen "az, çok" gibi ifadelerden de yararlanabiliriz. Belgesiz miktar belirteçleri, sayılabilen nesneler için de kullanılır. Şimdi bunları kullanmayı öğrenelim. Bunlar çokluk bildirdiği için, sayılabilen nesneler ile bu ifadeleri kullanacaksak, "-s" eki eklenerek ismi çoğul yapmalıyız..

"a few", "a little" sözcükleri "az" manasına gelir.  "few" sayılabilir isimler için kullanılır, "little" da sayılamaz isimler için kullanılır.
"fewer" ve "less" kelimeleri ise "daha az" manasına gelirler. Niteleyeceğimiz ismin sayılabilir veya sayılamaz olmasına dikkat edelim.
a few apples
a few eggs
a little milk
a little butter

"many", "much" sözcükleri "çok" manasına gelir.  "many" sayılabilir isimler için kullanılır, "much" da sayılamaz isimler için kullanılır.
"more " kelimesi ise "daha çok" manasına gelirler. Hem sayılabilir, hem de sayılamaz isimler için kullanılır.
many tomatoes
much cheese

Hem sayılabilen, hem de sayılamayan şeyler için "some" veya "a lot of" kullanabiliriz.
Some apples
some sugar
a lot of cars
a lot of water

Ayrıca olumsuz cümlelerde ve soru cümlelerinde "hiç" anlamında, "any" kelimesini de kullanırız.
 
Sayılabilen ve çoğul yapılabilen şeylerin miktarını soracağımız zaman "how many" sorusunu kullanırız.
Sayılamayan ve çoğul yapılamayan şeylerin miktarını soracağımız zaman "how much" sorusunu kullanmalıyız.
how many eggs
how much milk

 

Nancy has got some flour and some sugar. She has got many eggs and a little cream too. She is making cakes for the picnic. She has got a lot of bananas and kiwis. She is decorating the cakes with them.

 

-What do you need to ride bicycle?
-You need a bike a helmet and other safety equipment to ride a bike.
-What must you have if you want to paint your room?
-You must have some paint and a brush  if you want to paint your room.

 

You can play games on a picnic. You can make barbecue on a picnic. You can chat with your friends if you go on a picnic. Kids can climb trees on a picnic.